Dijital platformlar hayatımıza girmeden önce, okuldan sonra açtığımız kanallarda bize birer gençlik rüyası gibi gelen Nickelodeon dizilerine bugünün gözünden bakıyoruz. Tanıdık karakterler, kusurlu kahramanlar ve çocukluğumuzdan kalan hislerle dolu bir yolculuk.
Üç farklı on yıl, üç farklı Woodstock: Bir yanda Jimi Hendrix’in barış dolu ezgileri, diğer yanda Limp Bizkit eşliğinde yıkılan kuleler... Woodstock efsanesinin 1969'da başlayıp 1999'da nasıl bir 'organizasyon yüz karasına' dönüştüğünün perde arkası.
Hızlı akan hayatın içinde sürekli geleceğe yetişmeye çalışırken, şimdiyi ne kadar fark ediyoruz? Bu yazı, zihnin gelecek odaklı koşuşturmasında kaybolan bireyin durmayı, anda kalmayı ve kendisiyle yeniden temas kurmayı mindfulness üzerinden yeniden hatırlamasını ele alıyor.
Binlerce takipçi, bitmek bilmeyen grup sohbetleri ve ışığı hiç sönmeyen ekranlar... Peki, neden bu kadar 'çevrim içiyken' hiç olmadığımız kadar yalnızız? 'Bed rotting' (yatakta çürüme) akımından mükemmellik filtrelerinin arkasına saklanan maskeli ilişkilere kadar, dijital çağı...
Ebeveynlik bugün yalnızca çocukların ihtiyaçlarına odaklanmakla sınırlı değil. Doğruyu yaptığını kanıtlama baskısı, iyi ebeveyn olma hâlini bir performansa dönüştürüyor.